• biz tanıklar
medyada acı artık bir gerçeklik değil, arka plan gürültüsü. her gün aynı yoksulluk, aynı yıkım, aynı ölüm görüntüleri önümüze konuyor; ve biz, her defasında biraz daha az sarsılıyoruz. reklamların, moda gösterilerinin, eğlence içeriklerinin arasına sıkışmış yoksulluk görüntüleri ya da televizyon haberlerinde birbirine benzer kurgularla sunulan felaket sahneleri, toplumu günden güne kayıtsızlığa sürüklüyor.
fotoğraf bu kayıtsızlık halini kırmanın yollarından birisi, belki de en etkililerinden. kamera doğru kullanıldığında, tanıklık ettiği acıyı sıradan ve neredeyse görünmez bir durum olmaktan çıkarıp kişisel bir karşı karşıya kalma anına dönüştürebilir. bu karşı karşıya kalma anı, kişiyi durdurur; onu, kayıtsızca sürüklendiği akışın içinde bir anlığına sabitler. böyle bir durma anı, kayıtsızlık perdesinin yırtıldığı andır belki de. iyi bir fotoğraf bakan kişiyi rahat bırakmaz; kaçamayacağı bir yüz, görmezden gelemeyeceği bir an, sırtını dönemeyeceği bir gerçek bırakır. fakat hiçbir fotoğraf, görüntülenen acının bedelini ödeyemez. acının görüntüsü çoktur ama tanığı azdır. bir fotoğraf bombaları durduramaz, politikaları yıkamaz, adaletsizliği silemez, savaşları bitiremez, dünyayı değiştiremez belki ama tanıklar yaratır, dünyayı da ona tanık olanlar değiştirebilir ancak. tanık olmaktan korkmayın. çiçekler biz tanıklar için açıyor, o masmavi deniz her gün bizim için dalgalanıyor, yaz yağmurları bizim için yağıyor, güneş her sabah bizi selamlamak için doğuyor. ve en iyi biz tanıklar biliriz gülmeyi, şakalaşmayı, aşık olmayı ve dertleşmeyi. yaşadım diyebilenleriz biz.
bu kayıtsızlığı kabul etmeyen; sanatıyla, duruşuyla karşı çıkan bütün tanıklara selam olsun.
• yolcu
elimde kameramla tanrısal bir role bürünüyorum. tanrısal bir araç, doğrulttuğum ve tetiği çektiğim insanları zamanın ötesine sonsuzluğa gönderiyorum. tetiğin çekilmesiyle zamanın akışı içinden bir an seçildi ve tam o saniye yaratıldı. evet o ‘an’ yaratıldı, ben yarattım. hem de daha önce hiç bakılmamış bir açıdan. açı da yaratıldı böylece. bir fotoğrafçı temelde bu iki kavramla öne çıkar ve ayrılır. hangi anı ve açıyı yaratmak istediğiyle. “şiir ayıklanmış yaşantıdır” der melih cevdet anday. fotoğrafçılık da benzerdir bu bakımdan. anlar içinden an, açılar içinden açı ayıklanır. yaşantıdır aslında ayıklanan.
bir sokak sonsuzluk çağrışımı olarak uzayıp gider fotoğrafçının önünde. sokağın hikayesi çoktur, bitmez; sokağın bittiği yerde başka bir sokak başlar. insanın hayal gücüyle tasarlayamayacağı kaotik bir imgeler dünyasıdır sokak. bir sokakta sadece birkaç saat içinde bile öyle hayatlar, sesler, görüntüler süzülür ki bize insanlığın bütün hallerini sergiler. sonsuz olanaklar barındıran bu mekansız mekanın bir ayıklayıcıya ihtiyacı vardır. ister şair olsun ister fotoğrafçı, bir yolcudur işin sonunda. ayıkladıkça daha iyi tanır sokağı, insanı ve kendini. tanıdıkça sokaktan sokağa, insandan insana ve kendinden başka bir kendine yolculuk yapar. hayat da bu yolculuğun kendisidir aslında. belki hayatın tek olmasının kederini bastırabilecek yegâne gerçek sokakların, insanların ve kişinin kendisinin tek olmayışıdır.
• kameranın arkası
fotoğrafçılığın içine girdikçe yavaş yavaş çevrenin, sokağın, insanın en çok da kendisinin farkına varmaya başlıyor insan. sokakta yüzlerce insan yanından süzülüp giderken onca akıp giden hikayenin merkezinde hissetmek kendini, öncesi sonrası bilinmeyen bu hikayeleri fotoğraflayıp o ana anlam katmış olmanın dingin mutluluğunu yaşamak özel şeyler hayatta. öncesi sonrası bilinmeyen dediğime bakmayın, sokaktaki bir an hikayenin bütünü hakkında çok şey anlatabilir bazen. anlatmasa bile fotoğraflandığı an ile (tam o an) anlam kazandırılmıştır fotoğrafçı tarafından. fotoğrafa anlamı kazandıran da kameranın önündeki değil arkasındakidir. her ne kadar sokağın, insanın, hayatın içinde çekilse de bu fotoğraflar bir kurgu vardır mutlaka. sokaktaki gerçeklerin olduğu gibi aktarılması fikri zaten fotoğrafçının sanatına büyük bir saygısızlık olurdu. her fotoğrafçı bir hikaye anlatıcısıdır fakat burda kaçırılmaması gereken nokta her sanat dalında olduğu gibi bunda da hikaye kurgulanır. yani fotoğrafçılık sadece görsel bir belgeleme değil, bir anlatı ve bunu oluşturma sürecidir. fotoğrafçı, gördüğü dünyayı kendi bakış açısıyla yeniden yaratır. her çekilen kare, bir bakış açısının, bir içsel yolculuğun yansımasıdır aslında. çekilen karelerdeki anlara anlamı katan da, objeler değil, o anın kalıcı hale gelmesine karar vermiş olan fotoğrafçıdır. fakat bir fotoğrafın estetik değeri, sadece anın yakalanmasından değil; ışık, renk, kompozisyon gibi teknik unsurlarla birleştirilmesinden doğar. fotoğrafçının gözündeki yaratıcılık, teknik bilgisiyle birleşirse ancak güçlü bir görsel hikaye yaratılmış olunur. kurgu ise fotoğrafçının kameranın (açının, bu sayede fotoğraftaki objelerin) konumunu değiştirmesiyle başlar renk, ışık, açı vb. düzenlemelerine kadar devam eder. sokakta deklanşöre basmak ne kadar bu sanatın bir özüyse, post-prodüksiyon aşamaları da o kadar parçasıdır.