Sen ey kendine bölünen, gel beni dinle, Kurtulmak için benliğini saran kederden, Bir terminal büfesi ol yüreğinle Ve açık tut gece gündüz demeden. Hesaplaş yüzyüze karşılıklı ölümle, Vakitli vakitsiz seyret gelip gidenleri. Gurbetle sılayı birbirine düğümle, Bir gözün ağlarken varsın gülsün diğeri. Sen ki banarsın altın suyuna, Yıllardır bir ziynet gibi kendini; Bırak lâğım karışsın bundan sonra kuyuna, Biraz da pislikle sına erdemini. Hasrete, açlığa, yokluğa dokun; Bakalım o zaman neye benzeyecek kokun. Metin Altıok - Soneler VI

• belgeci fotoğraf ve gözler
bazı gerçekler kendilerini yalnızca kelimelere teslim edemez. dil onları açıklamaya çalıştıkça soyutlaşıp yetersiz kalabilir. bazı olaylar sadece görülmek, bazı yüzler ise sadece tanıklık edilmek ister. bu yüzden fotoğraf estetik bir kaygıdan ibaret olmamış, toplumsal tanıklığın bir aracına dönüşmüştür; çıplak, kaba ve keskin bir kayıt aracına. fotoğraf yalnızca bir temsil değil, bir tür delildir aynı zamanda. tanıklık eder, suçlar, hatırlatır, karşı karşıya bırakır ve tekrar suçlar. bazı bakışların yeri satırlar değildir. yazıldıkça yumuşar, uzaklaşır ve zararsız hale gelebilir. fotoğraf ise o bakışları arada hiçbir engel olmadan kişinin karşısına koyar; yüzleştirir, rahatsız eder. ve o anda bakan kişi yalnızca bakan bir kişi değildir; tanıktır artık, muhataptır. toplumsal belgeci fotoğrafın tarihi bu karşılaşmalarla doludur. capa’nın savaş meydanında yakaladığı bakışlar, salgado’nun göçmenlerin yüzlerindeki yorgunlukla kurduğu sert cümlesiz diyaloglor, lange’ın "göçmen anne"deki çaresizliği ve tabii türkiye’de toplumsal belgeci fotoğrafın en belirgin temsilcilerinden fikret otyam’ın kadrajındaki devletin unuttuğu yüzler, görmezden gelinen coğrafyalar ve sessiz bırakılmış topluluklar. otyam’ın kadrajı ne turistik bir merakın, ne de bir anadolu güzellemesinin peşindedir; anadolu’yu romantikleştirmez. onun objektifinde gördüğümüz; kırsalın gündelik, bir o kadar da sert gerçekliğidir: susuz köyler, çocukların boş bakışları, köylü kadınların yorgun yüzleri, yoksulluğun mekansal ve sınıfsal sürekliliği… otyam’ın etkisi salt görüntü üretmekten değil, fotoğrafı bir tanıklık biçimine dönüştürmesinden gelir. hem gazetecilik hem belgesel fotoğraf hem de yazarlık deneyimi sayesinde kırsalı "hakkında konuşulan" olmaktan çıkarıp "kendi bakışıyla görülen" bir özneye dönüştürdü. otyam’ın fotoğraflarında kadın figürü özellikle önemlidir. üretimin ve yeniden üretimin yükünü taşıyan ama tarihsel olarak görünmez kılınan kadın emeği -tarlada, çeşme başında, ev içinde, sırtlarındaki yükler ile- kadrajın merkezine alınır. bu, estetik bir tercih değildir tabii. neden fotoğraf? çünkü fotoğraf toplumun en basit, en dolaysız ve en insani taleplerinden birini yerine getiriyor: görülmek. hiçbir şey eklemeden, dramatize etmeden, açıklamadan, kelimelerin arkasına saklanmadan, metaforların sisine karışmadan, sanatçıdan ve hatta sanattan bile etkilenmeden. gör ve yüzleş.
• yolcu
elimde kameramla tanrısal bir role bürünüyorum. tanrısal bir araç, doğrulttuğum ve tetiği çektiğim insanları zamanın ötesine sonsuzluğa gönderiyorum. tetiğin çekilmesiyle zamanın akışı içinden bir an seçildi ve tam o saniye yaratıldı. evet o ‘an’ yaratıldı, ben yarattım. hem de daha önce hiç bakılmamış bir açıdan. açı da yaratıldı böylece. bir fotoğrafçı temelde bu iki kavramla öne çıkar ve ayrılır. hangi anı ve açıyı yaratmak istediğiyle. “şiir ayıklanmış yaşantıdır” der melih cevdet anday. fotoğrafçılık da benzerdir bu bakımdan. anlar içinden an, açılar içinden açı ayıklanır. yaşantıdır aslında ayıklanan.
bir sokak sonsuzluk çağrışımı olarak uzayıp gider fotoğrafçının önünde. sokağın hikayesi çoktur, bitmez; sokağın bittiği yerde başka bir sokak başlar. insanın hayal gücüyle tasarlayamayacağı kaotik bir imgeler dünyasıdır sokak. bir sokakta sadece birkaç saat içinde bile öyle hayatlar, sesler, görüntüler süzülür ki bize insanlığın bütün hallerini sergiler. sonsuz olanaklar barındıran bu mekansız mekanın bir ayıklayıcıya ihtiyacı vardır. ister şair olsun ister fotoğrafçı, bir yolcudur işin sonunda. ayıkladıkça daha iyi tanır sokağı, insanı ve kendini. tanıdıkça sokaktan sokağa, insandan insana ve kendinden başka bir kendine yolculuk yapar. hayat da bu yolculuğun kendisidir aslında. belki hayatın tek olmasının kederini bastırabilecek yegâne gerçek sokakların, insanların ve kişinin kendisinin tek olmayışıdır.
• kameranın arkası
fotoğrafçılığın içine girdikçe yavaş yavaş çevrenin, sokağın, insanın en çok da kendisinin farkına varmaya başlıyor insan. sokakta yüzlerce insan yanından süzülüp giderken onca akıp giden hikayenin merkezinde hissetmek kendini, öncesi sonrası bilinmeyen bu hikayeleri fotoğraflayıp o ana anlam katmış olmanın dingin mutluluğunu yaşamak özel şeyler hayatta. öncesi sonrası bilinmeyen dediğime bakmayın, sokaktaki bir an hikayenin bütünü hakkında çok şey anlatabilir bazen. anlatmasa bile fotoğraflandığı an ile (tam o an) anlam kazandırılmıştır fotoğrafçı tarafından. fotoğrafa anlamı kazandıran da kameranın önündeki değil arkasındakidir. her ne kadar sokağın, insanın, hayatın içinde çekilse de bu fotoğraflar bir kurgu vardır mutlaka. sokaktaki gerçeklerin olduğu gibi aktarılması fikri zaten fotoğrafçının sanatına büyük bir saygısızlık olurdu. her fotoğrafçı bir hikaye anlatıcısıdır fakat burda kaçırılmaması gereken nokta her sanat dalında olduğu gibi bunda da hikaye kurgulanır. yani fotoğrafçılık sadece görsel bir belgeleme değil, bir anlatı ve bunu oluşturma sürecidir. fotoğrafçı, gördüğü dünyayı kendi bakış açısıyla yeniden yaratır. her çekilen kare, bir bakış açısının, bir içsel yolculuğun yansımasıdır aslında. çekilen karelerdeki anlara anlamı katan da, objeler değil, o anın kalıcı hale gelmesine karar vermiş olan fotoğrafçıdır. fakat bir fotoğrafın estetik değeri, sadece anın yakalanmasından değil; ışık, renk, kompozisyon gibi teknik unsurlarla birleştirilmesinden doğar. fotoğrafçının gözündeki yaratıcılık, teknik bilgisiyle birleşirse ancak güçlü bir görsel hikaye yaratılmış olunur. kurgu ise fotoğrafçının kameranın (açının, bu sayede fotoğraftaki objelerin) konumunu değiştirmesiyle başlar renk, ışık, açı vb. düzenlemelerine kadar devam eder. sokakta deklanşöre basmak ne kadar bu sanatın bir özüyse, çekim sonrası düzenleme aşamaları da o kadar parçasıdır.